Yazara Gore Listeleme

  • Mim Kemal Öke
    insan sesi mp3 - Türkçe
    17 Ayrım
    282,16 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Özlem Piri
    Timur İmparatorluğu’nun da kurucusu olan meşhur Türk ve Moğol hükümdar: Timurlenk… Yani “Aksak Timur”… Düzenlediği seferlerle bugünkü Orta Asya, Rusya, İran, Hindistan, Afganistan, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Irak ve Suriye’yi kapsayan toprakları ele geçirdi. Cengiz Han’ı örnek aldı kendine ve onun yolunda giderek büyük bir imparatorluk kurdu. Ancak Timur’u bizim tarihimizde önemli kılan asıl mesele, 1402’de yapılan Ankara Savaşı’nda Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid’i mağlup edip esir alması olmuştu. Osmanlı’yı on bir yıllık bir iktidar boşluğuna götüren bu yenilginin müsebbibi olarak Timur pek de sevilmez bizim tarih anlatımızda. Oysa, Turan’dan Anadolu’ya döneminin en büyük imparatorluğunu kurmuş bir deha olan Timurlenk’e insani tarafıyla pek yaklaşılmadı; engeli, hayatını, karakterini ve savaşlarını nasıl etkiledi, pek düşünülmedi. Şimdi, bu romanda ise bambaşka bir Timur çıkıyor karşımıza! Mim Kemâl Öke, bu tarihsel kahramanın derinlerine inerek onun asıl engeline, nefsini alt etmeye çalışan ve sevilmeye ihtiyaç duyan insan yönüne değiniyor. Ve Timurlenk, unutulmaz bir roman kahramanı olarak ete kemiğe bürünüyor. “Yaşasam, topal ve çolak yaşanır mıymış? Engel bir değil ki... Olmaz, yapamam, böyle sakat sakat insanların arasına giremem ben... Yok, olmaz. Onun için Tanrım, bitir işimi bir an önce. Sen kulundan kurtul, ben de Tanrımdan kurtulayım!..” (Tanıtım Bülteninden)
  • MİM KEMAL ÖKE
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    1,72 MB
    Eser Türü: Kitap
    Yazarın ifadesiyle bu çalışma, ''siyasi emellere alet edilmiş bir geçmişi inceleme konusu" yapıyor. Kitap genel olarak Osmanlı İmparatorluğu'nda ortaya çıkan Ermeni sorununun "ne olduğu" sorusuna cevap aramıştır. Sosyal bilimlerdeki araştırmacılar tarafından, bugüne kadar Ermeni sorunu değişik yönleriyle ele alınmış ve kitap haline getirilmiştir. Kitap, bu konuda yazılmış diğer eserlerden farklı olarak mevcut belgeler ışığında sorunu uluslar arası ilişkiler bilimi metodolojisiyle ele alarak analiz etmeye çalışmıştır. Kitabı ilginç hale getiren, Ermeni sorunu incelenirken, metodoloji olarak uluslar arası ilişkilerin kullanılmasıdır. Çünkü, tarih kavramı ve bilgisi olmaksızın bir uluslar arası politika incelemesinin yerinde olamayacağı açıktır. Ayrıca, uluslar arası politika kavramı dikkate alınmaksızın yapılan bir siyasi tarih çalışması da globalleşen dünya ile ilişkilendirilemeyen olayların bir karmaşası olarak görülecektir. Bu dönemde; dünya, güç dengesinde giderek daha önemli bir devlet olarak ortaya çıkan Çarlık Rusya ile Osmanlı Devleti'ni bir doğal yayılma alanı olarak kabul etmekte ve bu topraklardan yararlanarak güneyde sıcak denizlere açılma hedefi gütmektedir. Bu hedefe ulaşmak için ise; Osmanlı yönetimi altındaki Hristiyan toplumların hamisi rolünü oynamaktadır. Ayrıca, dönemin diğer iki başlıca gücü olan İngiltere ve Fransa da Osmanlı Ermenilerine Protestanlık ve Katolikliği kazandırmak amacındadır. Bu kapsamda; İngiliz ve Fransızlar İstanbul'da 1830'da Ermeni Katolik, 1847'de Ermeni Protestan kiliselerini kurdurmuşlardır. Rusya, İngiltere ve Fransa'nın Osmanlı Ermenilerine ve diğer Hristiyan toplumlara gösterdikleri bu ilginin gerisinde esas olarak Osmanlı Devleti'nin iç işlerine müdahale edebilmek ve İmparatorluğu parçalamak amaçlanmaktadır. Ermeni sorunu yapı itibarıyla milliyetçilik hareketlerinin sonucu olarak Osmanlıların son döneminde ortaya çıkan ve geniş bir bölgeye tesiri olan bir azınlık meselesinden ziyade, Orta Doğuda nüfuz mücadelesinde bulunan, bu bölgede çıkar ve emelleri bulunan bütün devletleri ilgilendiren uluslar arası bir problem olarak karşımızdadır. Ayrıca, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde yer alan bu ve diğer azınlık meseleleri de İmparatorluk tarafından üretilen siyasetlerle değil, dünya siyasal sisteminde meydana gelen savaşlar ve diplomatik mücadelelerle bugünkü durumuna gelmiştir. Ermeni akademisyenler tarafından, büyük azim ve gayretlerle Doğu Anadolu'nun Ermenilerin asıl yurdu olduğu, Türklerin ise; bu bölgeyi asıl sahiplerinden zorla aldığı ve amaçlarına ulaşmak için de soykırım uyguladıkları yolundaki sözde iddiaları gündemdedir. Günümüzde uluslar arası arenada aynı tez kullanılarak Türklerin Kıbrıs'ta da aynı yola başvurduğu iddialarına şahit olunmaktadır. Belki bütün bunlar kitabın değerini bir ölçüde daha artırıp dünya siyasetinin takibinde tarih kavramının eksikliklerinin uluslar arası politika ile birlikte ele alınması gereğini ortaya çıkarmaktadır. Kitabın diğer bir üstün tarafı ise; konuyu Anadolu Ermenileri ile sınırlı tutmayarak, aynı sistematik içerisinde Kafkasya'ya uzanan yönlerini de incelemesidir. Ermeni sorununun, Kafkasya'ya bakan yönünü, 1990'larda başlayan Karabağ sorunu tam anlamıyla doğrulamakta ve canlı bir bakış kazandırmaktadır. İlk bölüm uluslar arası politika teorisinden bahsetmektedir. Olay daha sonrasında bu teori çerçevesinde ele alınarak, sorunun oluştuğu uluslar arası ortam incelenmiştir. Bu bölümde özellikle 1815'li yıllardan sonra Avrupa'nın Osmanlı politikasının temelini oluşturan "şark meselesi''ne dikkat çekilmiş ve sonraki bölümlerde daha çok sorunun anatomisiyle ilgilenilmiş ve çerçevesi ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Ermeni yazarların ifadeleri tüm çelişkileriyle ortaya çıkarılmış ve diğer devletlerin çok değişken dış politikaları incelenmiştir. Uzun yıllar boyunca İmparatorluk topraklarında "millet-i sadıka" olacak kadar iç içe yaşayan bir topluluğun hangi nedenler ile bir "sorun" olarak nitelendirilmeye başlandığı belirtilmiştir. Son bölümlerde olayın çözümlenmesine dair analizler gündeme gelmiş ve dikkat bir yönüyle Ermeni sorununun bir dönüm noktası olan 1917 yılına çevrilmiştir. Sovyet devrimi ile meydana gelen global değişim yeni bir boyut kazanmış ve Ermeni sorununun Anadolu merkezli olmaktan çıkarak Kafkasya ekseninde yer aldığı belirtilmiştir. Sonuç olarak "yeni dünya düzeni" adı altında yaşanan tüm karmaşa, bazı güçlerin 19ncu yüzyıl "Sömürgeci Batı" geleneklerini kötü bir şekilde devam ettirme inatlarıdır. Kitap ayrıca bu konu üzerinde okunabilecek geniş bir kaynakçayı da içermektedir.
  • Mim Kemal Öke
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    Eser Türü: Kitap
  • Mim Kemal Öke
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    Eser Türü: Kitap
    Tarih kaydedicidir. Savaşları, barışları, dünyayı sarsan olayları, yaşam koşullarını ve yol ayrımlarını; dünyadaki hareketlerin hepsini... Tarih tekrardır denilir: Doğrudur... Yerler, isimler, hatta "izm"ler değişir, ama "öz" değişmez. Tıpkı diğer yüzyıllarda olduğu gibi, 20. yüzyıl 21. yüzyıla ayna tutar. "Mustafa Kemal Paşa ve İslam Dünyası/Hilafet Hareketi" bu açıdan çok önemli bir kitaptır. Devletlerin devletler üzerindeki "benmerkezli" projelerinden birinin "prototipi"dir. Günümüzdeki "hareketleri" doğru ve kapsamlı algılamak açısından çok önemli bir noktayı belgeleriyle ortaya koyar. "20. yüzyılın başlarında İslam dünyası, Batı emperyalizminin pençesine düşer. Son halka olan ve Müslümanların "Kurtar bizi padişahım!" dedikleri Halife'nin ülkesi ebed müddet Osmanlı Devleti de aynı kaderin ortağıdır. Türkiye'yi "Hindistanlaştırma" projelerine karşı Gazi Mustafa Kemal Paşa bu ortamda zuhur eder. Onun "Kuva-yı Milliyesi" yalnızca yerel bir başkaldırı değil, global düzlemde ilk ve sonuçları itibarıyla da dönemin tek ulusal kurtuluş mücadelesi olarak tarih kayıtlarına geçecektir. İşte bu kaderdenk kavşakta İslam alemi ile Türk'ün Gazi'si arasındaki ilişkiler bugüne dek tarih yaşamımızın kutuplaşmış polemikleri arasındadır. İslam alemi Mustafa Kemal Paşa'ya destek mi vermiştir, yoksa engel mi olmuştur? Güney Asya'da Milli Mücadele'ye katkı için oluşan "Hilafet Hareketi" aslında laik Cumhuriyet'in doğuşunu engellemek için ortaya atılan Britanya kökenli bir İslami papalık projesi midir?" Atatürk'ün İslam'a İslam alemine ve Türkiye'de İslam'a bakış açısına odaklanan bu kutup, usta ve dürüst adamı Prof. Dr. Mim Kemal Öke'nin ilk elden arşiv kaynaklarına dayanarak yalnızca dünü değil, günümüz düşünce ve şablonlarını da sorguluyor.
  • Mim Kemal Öke
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    2,64 MB
    Eser Türü: Kitap
  • Mim Kemal Öke
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    Eser Türü: Kitap
  • Mim Kemal Öke
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    Eser Türü: Kitap
  • Mim Kemal Oke
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    18,90 MB
    Eser Türü: Kitap
    Bu kitap, özgürlük/güvenlik kıskacındaki Latin Amerika halklarının “kimlik sorunsalı”nı irdelemektedir. Futbolu, pembe dizileri, güzellik yarışmaları, müziği ve dansları ile bildiğimiz bu kıtayı ve sakinlerini aslında ne kadar tanıyoruz? Bu çalışmada, kimlik arayışının nasıl serüvenleştirilebileceğini göreceksiniz. 1492’den başlayarak günümüze uzanan kaderle tarihi yolculukta derinlerdeki Latin Amerika’yı ve insanlarının ruhunu adeta bir karnaval kaleydoskobunun merceğinden bakarak keşfedeceksiniz. Mim Kemal Öke’nin bilimsel analizlerine “büyülü gerçeklik” kattığı “deneme” türündeki bu özgün eserinde sadece Latin Amerika’yı değil, “Latin Amerika aynası”ndan kendi hakikatinizi de görecek ve sizin kaderle dansınızdaki oto-koreografinizi bulacaksınız.
  • Mim Kemal Öke
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    9,61 MB
    Eser Türü: Kitap
    Irak Savaşı, Küresel Toplum'da önemli bir kilometre taşı olarak yaşandı. Tarihe de muhtemelen öyle kaydolunacak. Bu kitap, o sebeple adeta ders kitabı işlevselliğinde sizlere sunulmaktadır. Uluslararası ilişkilerin teorisiyle pratiğini birleştirmeye ve günlük hayatın diliyle sizinle paylaşılmaya çalışılan bu kitapla birlikte yazarın Musul-Kürdistan Sorunu araştırmasını okumanızı tavsiye ederiz. Konunun tarihi perspektifine vakıf olduktan sonra, bir yüzyıl ara ile aynı soruna odaklanmak; sizin, ilginç ve çarpıcı süreklilik ve değişim unsurlarını yakalamanıza yarayacaktır.
  • Mim Kemal Öke
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    360,00 KB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Tarayan : Cem Kandemir
    Balkan ve Birinci Dünya Savaşı yılları, karayollarının yetersiz, uçakların henüz gelişmediği dönemdi. Bu durum, deniz taşımacılığının ve savaş gemilerinin önemini artırıyordu. Hele, Balkanlar'da donanma, güçlü devlet olmanın göstergesiydi. Hangi ülke bir fazla gemi alsa güç dengesi ondan yana bozuluyordu. İşte bu dönemde, Yunanistan'ın ABD'ye iki drednot siparişi vermesi ve İtalya'dan bir muhabere kravazörü satın alması Osmanlı'nın de drednot almasını gerektiriyordu. Zaten silah tacirleri, Osmanlı'nın kapısını çalmakta geçikmediler. İngiliz tezgahlarında Brezilya için yapımına başlayan ve bu ülkenin almaktan vazgeçtiği iki drednotu almaya karar verdi. Kurulan Donanma Cemiyeti halkın yüzüklerine kadar yaptığı bağışlarla drednotların parasını topladı. Osmanlı Devleti 1914 Ağustos'unda yapımı yapımı bittiği halde İngilizker iki drednotu teslim etmeyipChurchill'in emriyle el koydular son kuruşuna dek ödenmiş paralarını da geri vermedile. Bu olayın çaresizliğinin hüküm sürdüğü günlerde iki Alman gemisi Goeben ve Breslau Çanakkale'den içeri girdiler bizde" satın aldık dedik... Parasını verip teslim alamadığımız iki gemi Sultan Osman ve Sultan Reşat'ın "öfkesi", birşey ödemeden "satın aldık" dediğimiz Yavuz ve Midilli "sevincine" yol açınca Osmanlı kendini savaşın ortasında buldu. Sonrası malum... Bu kitap yanlızca bir geminin değil, bugün olduğu gibi, dün de kapitalist devletlerin silahlandırma yarışını tırmandırmalarının öyküsüdür. Ondokuzuncu yüzyıl boyunca ve yirminci yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti ve Yunanistan'ı karşılıklı silahlandırma yarışına giren doymak bilmez silah tüccarlarının sergilenmesidir. Osmanlı'ya tarihte üç kez donanma yapan ve üç donanmayı da yakan ya da yaktıran İngiliz politikasının belgelenmesidir.

Sayfalar