Yazara Gore Listeleme

  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    186,54 KB
    Eser Türü: Kitap
    Farkında olalım veya olmayalım, yaşam doğumdan ölüme bir arayışın adıdır. İnsân, arayan varlıktır. Ama insân bu âlemde çoğu zaman neyi aradığını bilmediğinden bazen bulduğunu da anlayamaz. Aslında aramak, var oluşun/hürriyetin bir göstergesidir. Şekli ne olursa olsun, tüm arayışların altında insânın Allah ile olan, o ezelî/aslî birlikteliği vardır. Aramak, kaybettiğinin farkında olmak, aradığının eksikliğini yüreğinde derinden duymaktır. Her insânda kendinden ve kendinde her insândan bir parça bulmayanlar, arayıştan habersizdirler. Aramak, ayrılıklardan yana derdi olanların işidir. Aramak, koparıldığı sazlığa özlem/hasret duyan Ney’in feryadıdır. Aramak, “Aşka uçarsan kanatların yanar” diyene “Uçmazsam kanat neye yarar” diyebilmektir. Aramak, durdurak bilmeksizin sürekli yürümenin adıdır. Kısaca aramak, kendini bulmak, aradığını kendinde bulmaktır. İnsânın değeri, aradığı şeyde gizlidir. Yere göğe sığmadım, inanan kişinin kalbine sığdım diyorsa Allah, öyleyse ne arıyorsak kendimizde aramalıyız. Hacı Bektaş Velî’nin dediği gibi: “Her ne arar isen kendinde ara/Kudüs’te, Mekke’de, hacda değildir.” Hakk âşıklarından Ganiyy-i Muhtefî’ye göre de: “Tûr-i Sînâ’da değil, Hakîkat sînendedir/Âlem-i Kübrâ sensin! Kalem, Levh, Arş sendedir/Artık derûnuna göç, keşfet bu avâlimi!/Buna muvaffak olan ebediyyen zindedir.” Anlaşılıyor ki, herkes kendi suyunu kendi beden toprağında arayacak/çıkaracaktır. Bu yüzden Gayret Asası’nı nefs taşına vuranlar ancak, aradıkları suyun “on iki göze”den kendilerine sunulduğunu göreceklerdir. Aramak ne kadar var olmaksa, kaybetmek de o kadar yok olmaktır. Aslında aramak bazen bulmaktan daha güzeldir. Zaten bulanlar da geriye dönmeyenlerdir.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    166,44 KB
    Eser Türü: Kitap
    XIV. Yüzyılın başında ilk defa Venedik'te cam aynalar yapıldı. Bu cam aynaların arkaları civa-kalay karışımı olan ve adına "sır" denilen bir mâdeni örtüyle kaplanmıştı. XIX. Yüzyılda ayna üretiminde yeni ve ucuz tekniklerin ortaya çıkması ayna kullanımını önemli ölçüde yaygınlaştırdı. Artık günlük ihtiyaçtan dekoratif sanatlara, endüstriden mimariye kadar her alanda ayna kullanımına yer verildi. Kısacası; durgun su yüzeyinden başlayan ve zamanla cam, çeşitli madenler ve teknolojinin gelişmesiyle pratik ve modern aynalarda devam eden İnsân-Ayna birlikteliği günümüze kadar geldi. Ve görünen odur ki bu birliktelik insânın yeryüzü sahnesinden çekilişinin son ânına kadar var olacaktır.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    169,27 KB
    Eser Türü: Kitap
    Hâbil ve Kabil’le başlayan mücâdele bugün yeryüzünde farklı isimler altında sürüp gidiyor. Şiddet/savaş/terör/ölüm ve buna bağlı olarak kan ve gözyaşı sel olmuş akıyor. Ne adına olursa olsun merhametsizlik, zulüm, kabalık, bencillik, câhillik hayatın her alanını olanca gücüyle etkilemiş. Nasıl durulacak bu olaylar, nasıl düzelecek bu gidiş? Hiç şüphe yok ki merhametin kaynağı dindir ve dinden nasîbi olmayanın merhametten de nasîbi yoktur. İnsanlık dünyası günümüze kadar merhametten ne öğrenmişse bunu, vahyin yeryüzündeki temsilcileri ve tebliğcileri olan peygamberlere borçludur. Peygamberler merhamet elçileridir ve Yaratıcı Kudret tarafından insanlığa merhameti öğretmek üzere gönderilmişlerdir. Bu anlamda Hz. Peygamber en büyük kıyâmettir. Çünkü O, en büyük değişimin mimarıdır. Bu yüzden O’na “âhir zaman peygamberi” denmiştir. “Âlemlere rahmet olarak gönderilen” peygamberin “son peygamber” oluşu, O’nun aynı zamanda merhametin de “son çağrıcısı” olduğunu bize anlatmaktadır. İnsanlık, unuttuğu merhameti yeniden öğrenmede O’nun çağrısına kulak vermek zorundadır. O, Son’dur ve O’nun çağrısı, tüm insanlığın telâfisi mümkün olmayan gidişâtına son alternatiftir. Dileğimiz, içinde yaşadığımız çağın bir “Merhamet Çağı”na dönüşmesidir. İşte bu mütevazı çalışmamızın amacı –suya atılmış bir taşın oluşturduğu daireler gibi- insânın kendinden başlayan ve gittikçe büyüyen merhamet dairelerini elimizden geldiğince tanıtmak ve yansıtmaktır. Buz çölünde yol alanlara, taş kesilmiş kalplere bir sıcaklık olması ümidiyle, zulmün ve merhametsizliğin çağdaş karanlığına bir mum yakmaya çalıştık. Titrek, zayıf ve cılız ışığımızın hiç sönmeden, gittikçe Nûr’a dönüşerek güzelliklere vesile olması niyâzıyla.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    153,34 KB
    Eser Türü: Kitap
    Vâkıa Sûresi’nin adını hep duyardım, ama onu şimdiye kadar başından sonuna kadar -Kur’ân hatmi hariç- mânâsına yönelerek okumak hiç nasip olmamıştı. Sonradan Vâkıa Sûresi’nin –mânâsını ön plana çıkararak- okumaya başladığımda, bu sûrenin kıyâmet ve sonrasındaki âhiret yaşamı ile ilgili içerik taşıdığını gördüm. Hz. Peygamber bu sûreyi fakirlikten kurtarıcı bir “zenginlik sûresi” olarak tanımlamış ve sonrasında “eşlerimize ve çocuklarımıza bu sûrenin öğretilmesini” tavsiye etmiştir. Hele inananlar için hazırlanmış cennetin muhteşem tasvirini, nimetlerinin akıl almaz güzelliğini duyunca, hadîslerdeki zenginliğin –kişisel düşüncem- maddî zenginlikten çok “manevî” bir zenginliğe işâret ettiğini anladım. Hayat bir yolculuklar serisidir. Doğum bir yolculuğun başlangıcı, ölüm ise daha büyük bir yolculuğun başlangıcıdır. Vâkıa, ister evrensel kıyâmetle gerçekleşsin, isterse ölümle gerçekleşsin, hepimizin karşılaşacağı bir olaydır. İşte elinizde bulunan bu çalışma hakîkat yolculuğunda yürümek isteyen okuyucuya yararlanacağı bir idrâk zenginliği kazandırabilirse, yazarı için âhiret azığı olacaktır.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    177,40 KB
    Eser Türü: Kitap
    Ağaç olmanın zor yanı, nerede büyümüşsen bir adım atamadan orada sâbit kalmandır. Hele de gövden kalınlaşmış, boyun uzamış, yaşlı bir ağaçsan. Geçmişin hatıraları ile baş başasındır; ne sevdiklerine gidebilirsin, ne de istediğin zaman onları görebilirsin. Beklemektir ağaç olmak, dört bir yana uçan özgür kuşlara, ülkeler gezen rüzgâra heveslenmektir. Sabretmektir ağaç olmak, her mevsime alışmak, her renge boyanmak, geceye gündüze, Güneş'e, Ay'a, yıldızlara eşlik etmektir. Ağaç olmak başlı başına özlemektir; gölgenizde oturan, dallarınızda konaklayan her yüzü, her sesi içinizde hissetmek, yeniden görmek/duymak hasretidir. Gelin ey göçmen kuşlar, dallarımda soluklanın. Siz kumrular yuva yapın yapraklarımın arasında. Çocuklar nerede kaldınız, salıncak kurun dallarıma, neşeyle şarkılar söyleyin, çığlıklarınız, gülüşleriniz yükselsin bana. Siz âşıklar, canım yansa da adınızı kazıyabilirsiniz gövdeme. Arkama saklanıp gelecek günlerin mutlu hayallerini kurabilirsiniz. Toprağı kazanlar, tohumu atanlar siz de bir ara verin dinlenin gölgemde. Yaslanın bana. Suyunuzu, ayranınızı serinliğimde yudumlayın. Ey derviş, namazını yanımda kıl, zikrini benimle çek. İstersen gözlerini kapatıp uzan biraz, en güzel rüyalarına ortak et beni. Şairler, ressamlar neredesiniz? Yalnızlığın şiirini yazmak, resmini çizmek istemez misiniz? Yapraklarımı açarken bir başka güzelim, dökerken bir başka. Evet! Yalnız bir ağacım bozkırda, dallarım gökyüzüne uzanmış, köklerim ise toprağın karanlığında yol bulmuş.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    110,84 KB
    Eser Türü: Kitap
    Kimi Hallâc gibi darağacında yapar Mi'râc'ını, kimi Nemrud'un ateşinde, kimi Çarmıh'ta, kimiyse balığın karanlığında. "Lâmekân" olan varlığa Mi'râc'ın mekânı olmaz. Aslında zamanı da olmaz. Zaman, üç boyutlu varlık için bir anlam taşır, "Asr'dan Dehr'e" davet olunanlar için geçerli değildir. Rühânî bir şölendir, bir hayret ve haşyet yolculuğudur. Burada yaşananlar Allah ile kulu arasında, anlatılması yasak bir sırdır. Mi'râcin kemâli tekrar dünyevi hayatın realitesine geri dönmek ve yeniden hizmet için insanlık okyanusunun içine katılmaktır. Mi'râci büyük olanın bu oranda hizmeti/çilesi de büyük olacaktır. Hz. Yûnus'un balığı da değişti ve yeni anlam yüklemeleriyle hayat denizimizde farklı şekillerle karşımıza çıktı. Bazen makam balığı, bazen rütbe, bazen servet, hırs, şöhret, kibir, bazen de şehvet balığı. Kısaca en büyük/ana balık nefsimizdi ve farkında olmadan saydığımız bu sıfatlar gibi daha birçok irili ufaklı balıklar tarafından yutulduk ve karanlığa gömüldük. Bu karanlıktan çıkışı sağlayacak rehber şahsiyetlerden birisi Zülkarneyn idi. Zülkarneyn'in "iki boynuzu" sadece maddi kudret, güç ve iktidarı göstermiyordu. O, kendi çağının adil bir hükümdarıydı ve aynı zamanda dünyevî otoritesinin yanında mânevî/rûhânî gücü de temsil ediyordu. Bir anlamda "çift boynuz❞ insânın bu âlemdeki yaşayış/yürüyüş dengesinin nasıl sağlıklı gerçekleşeceğinin de bir işâretiydi. Zülkarneyn aynı zamanda "doğru bir amaca varmak için doğru araçları seçen yöneticiydi. Bu nedenle sorumlu olduğu insanların üzerine Güneş'i her an doğuracak kadar merhametliydi.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    206,36 KB
    Eser Türü: Kitap
    Kur'ân, çocukları bize "Dünya hayatının süsü” olarak tanıtır. Hz. Peygamber (sas) de, Allah'ın kullarına olan merhametini sahâbesine anlatırken çocuğunu şefkatle emziren bir kadını örnek olarak göstermiş ve "Şu kadının kendi çocuğunu ateşe atacağını sanır mısınız?" sorusuna "hayır" karşılığını alınca, "İşte Yüce Allah kullarına bu kadının çocuğuna şefkatinden daha merhametlidir" buyurmuştur. Bir başka gün de, torunu Hz. Hasan'ı öperken yanında bulunan ve "Benim on tane çocuğum var, onlardan hiçbirini öpmedim" diyen el-Akra et-Temîmî'ye "merhamet etmeyene, merhamet olunmaz" cevabını vermiştir. Şüphesiz anne ve babaların en büyük isteği/ideali dünyaya gelmelerine aracı oldukları çocuklarını güzel bir şekilde yetiştirmek, eğitmek, faydalı bir insan olarak hayata hazırlanmalarına yardımcı olmaktır. Bu konuda İslâm, anne ve babalara, çocuklarına koyacakları isimden başlayan, olgun bir insan olmalarına kadar uzanan gelişimlerinde birçok sorumluluklar yüklemiştir. Hz. Lokmân ile ilgili bu çalışmamızda, kendisine Allah tarafından verilen "Hikmet" tartışılmayan Hz. Lokman'dan ve O'nun her baba gibi oğluna zaman zaman yaptığı nasihatlarından bahsedeceğiz. Niyetimiz Ibn Abbas (ra)'dan rivâyet edilen ve Hz. Peygamber'in: "Siyâhîlere sâhip olunuz. Şüphesiz ki onlardan üçü cennet ehlinin efendilerindendir. Bunlar Lokmân el-Hakîm, Necâşî ve müezzin Bilal'dir" kutlu sözünü tutmak ve O'na gücümüz ve kabiliyetimiz ölçüsünde sâhip çıkmaktır.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    183,58 KB
    Eser Türü: Kitap
    Allah boyasını yaşadığımız âleme sonsuz renklerle/tecellîlerle vurmuş ve idrak etmek isteyenlerin önüne esmâü'l-hüsnâ tablolarını cömertçe sermiştir. Böylece "Dipsiz Karanlık "ta gizli bir hazine (Kenz-i Mahfi) olan ve bu varlık düzeyinde her şeyden "aşkın olan" Hakk, bilinmezliğini dilediği ölçüde olmak kaydıylaizhâr ederek insanın fehminde ve idrâkinde sudûr eden, "bilinen-bilinebilir" bir tecellîye dönüşmüştür. Varlık âlemi maddî nesnelerden ve maddî olmayan ya da rûhânî varlıklardan ibârettir. “Bu iki nevi de Hakk’ın büründüğü, ister rûhânî ister cismanî görünümler ardındaki Hakk’tır. Zıtların çakışması ve zıt görünen bu görünümlerde Hakk’ı idrak etmenin yolu; zevk ederek kesreti vahdet, vahdeti de kesret olarak görebilmektir.”Ancak bunu yapanlar "ârif-i billâh" yâni "Hakk'ı tam doğru olarak bilen" insân olabilirler. Ve onlar hangi özel sûrete/libâsa girerse girsin sevgililerini tanırlar. İşte bu kitapta yaşam tablosunun güçlü fırçaları olan peygamberlerin hayatından okuyuculara dört renk sunulmakta ve böylece zıtlıkların oluşturduğu "Tevhîd"e dikkat çekilmektedir.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    218,39 KB
    Eser Türü: Kitap
    978-975-574-610-4 Çocukluğumdan bugüne hatırladığım bazı mutluluk sahneleri vardır. Bahçeli iki katlı evimizin mutfağında bir kuzine soba vardı. Rahmetli annem bu sobaların üzerine sıcak su ihtiyacı için güğüm koyardı. Bazen bu güğümlerden kaynamaya yakın öyle iniltili/hüzünlü sesler çıkardı ki, çocuk kulağımla bunlar bana anlatılmaz bir duygu verirdi. Yine böyle bir ses sırasında anneme sormuştum: "Anne! Bu güğüm ne diyor böyle?" Annemin cevabı hâlâ kulaklarımdan gitmedi. Şöyle demişti: "Oğlum, o güğüm Allâh'ı zikrediyor". İşte o günden sonra daha farklı bir gözle bakmaya başlamıştım çevreme. Köyümüzde çinko damın üzerine yağan yağmur damlalarının çıkardığı sesler, ocakta yanan fındık dallarının çıtırtıları, rüzgârın sesi, gök gürültüsü, denizin dalgası hep zikir gibi gelmeye başlamıştı bana.Kur'ân bu gerçekliğe gökte ve yerdeki tüm varlıkların birer zikir/tesbîh/duâ faaliyeti içerisinde olduklarını söyleyerek işaret ediyor. Yine bitkilerin, ağaçların, yıldızların secde ettiğini öğreniyoruz Kur'ân'dan. Bu idrâkle yaşadığımız âlemi seyrettiğimizde cansız/şuursuz bir nesneye değil, sonsuz bir kulluk coşkunluğuyla tesbîhini yerine getiren canlı bir varlığa baktığımızı hissediyoruz. Sanki "hâl diliyle" bu varlık bize şöyle sesleniyor: "Ey insân! Biz, ezelde Allah'ın bizim için çizdiği tesbîhi şaşmadan büyük bir aşkla yerine getiriyoruz. Haydi, ne duruyorsun, sen de katıl bu evrensel tesbîhe, bu zikir deryasına." Varlık ve oluş, Allah'ın isim-sıfatlarının yani "Esmâü'l-Hüsnâ"nın bir tecellîsidir. Allah, "Zâhir" ismiyle, varlıklar dünyâsında eşyâ ve olaylar hâlinde kendini bize göstermektedir. Öyleyse varlıkla bütünleşme, varlığın tesbîh çağrısına katılma, "Allah ile buluşmak" demektir. Tesbîh'e Çağrı, bu buluşmaya dikkat çekme ve bu mânevî yolda bir katkı sağlayabilme ümidiyle kaleme alınmıştır.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    199,57 KB
    Eser Türü: Kitap
    "Yüzümüz Kızarmadan" demek, yüzümüzü masivanın tozlarına/kirlerine bulaştırmadan Kur'an'ın tecelli ettiği bir güzelliğe dönüştürmektir. Bu dönüşümü gerçekleştirenler içlerinde yaşadıkları toplumun birer Sirac-ı Münir'i olurlar ve Risalet Güneşi'nden aldıklarını Velayet ayı ile yansıtırlar.

Sayfalar