Eserlere Göre Listeleme

Toplam 3496 sonuçtan 51 - 60 arası görüntüleniyor.
  • HANDAN İNCİ
    metin - Türkçe
    4 Ayrım
    2,96 MB
    Eser Türü: Kitap
    Döneminin önemli mütefekkirlerinden, yazarlarından, araştırmacılarından biridir Midhat Cemal Kuntay. Daha çok Üç İstanbul isimli romanından biliriz onu. Kuntay’ın tek romanıdır o, üstelik! Şairdir, biyograftır, araştırmacıdır, antoloji hazırlamıştır. Bir de bu, Türkiye’deki ilk edebiyat anketi onun elinden çıkmıştır. Abdülhak Hâmid Tarhan’dan CenabŞahabeddin’e, Halide Edib Adıvar’dan Yusuf Akçura’ya dönemin yazarlarıyla yapılmış bu anket, bir daha hakiki “keşif” olarak, Everest Keşif dizisinden neşrediliyor. Hem bir “ilk”i tashih ediyor bu kitap, hem de dönemin yazarlarının entelektüel ilgilerinin ne denli şaşırtıcı olduğunu gözler önüne seriyor. “Türk edebiyatında yazara yöneltilmiş sorulardan oluşan anket/soruşturma/röportaj türü çalışmaların ilk örneği olarak Ruşen Eşref Ünaydın’ın 1918’de yayımladığı Diyorlar ki adlı kitabı gösteriliyor. Oysa ondan çok daha önce yola çıkan biri var. Midhat Cemal Kuntay, 1909’dan itibaren dönemin tanınmış yazarlarına edebî kimliklerini kendilerinden öğrenmek amacıyla birer anket formu gönderir. Ancak her nedense gelen cevapları yayımlamak için 1919’a kadar bekler. [...] “Tahkikat-ı Edebiye Sütunları”na gönderilen cevaplar edebiyat tarihimiz için önemli bir belge niteliği taşımaktadır. Anketin asıl amacı da günün okurunun ilgisini çekecek bir dizi hazırlamak değil, geleceğin edebiyat tarihçileri adına birinci elden çeşitli bilgiler derlemektir. Servet-i Fünûn’da yayımlanırken bütün cevapların başına eklenen paragrafta, eski edebiyatın bu konudaki eksiğine eleştirel bir bakışla işaret edildiği gibi bu çabayla ulaşılmak istenen hedef de ortaya konur.”
  • Yûsuf Bin Ali (Sünbül Sinân Efendi)
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    217,50 KB
    Eser Türü: Kitap
  • Kaisa Penttilä
    insan sesi mp3 - Türkçe
    1 Ayrım
    8,62 MB
    Eser Türü: Sesli Betimleme
    Seslendiren: Kağan Uluca
    Bir kız çocuğu, annesi ve bir grup turist ile birlikte hayvanat bahçesinde bir gün geçirirken, bilinmedik bir gemi bir anda limanda belirir ve iki garip yaratık ortaya çıkar. Huzursuz olan turistler düşünür: bu yaratıklar dost mu, düşman mı? Neyse ki hayvanat bahçesinin gözetmeni ne yapacağını bilmektedir.
  • Sedat Veyis Örnek
    insan sesi mp3 - Türkçe
    1 Ayrım
    2,68 MB
    Eser Türü: Kitap
  • Valentin Mihayloviç Berojkov
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    570,00 KB
    Eser Türü: Kitap
    İkinci Dünya Savaşı’nda yükselen Hitler faşizmi, savaş başlarken farklı saflarda yer alan üç büyük devletin yöneticilerini bir araya gelmeye zorlar. SSCB, ABD ve Britanya’nın devlet başkanları Kasım 1943’te Tahran’da buluşur ve dört gün boyunca savaşın kaderini değiştirmek için görüşürler. Tahran Konferansı adıyla anılan, Stalin, Roosevelt ve Churchill’in efsanevi üçlü pozuyla belleklere kazınan konferans, bu üç liderin bütün farklılıklarına rağmen bir uzlaşma zemini bularak savaşın gidişini değiştirmeleri için kapıları açar. Türkiye konferansta doğrudan yer almaz. Ancak her üç lider de Türkiye’nin bu ittifaka katılmasına hayati önem verir. Türkiye ile ilgili tartışmalar konferansın açılışında da, sonunda da önemli yer tutar. Tahran’da Stalin’in tercümanlığını yapan Valentin Berojkov’un tanıklıkları, İkinci Dünya Savaşı’nın seyrindeki değişimin arka planını ve savaş boyunca Türkiye’nin taşıdığı kilit önemi gözler önüne seriyor...
  • Mahbod Seraji
    insan sesi mp3 - Türkçe
    36 Ayrım
    574 MB
    Eser Türü: Kitap
    İran’ın başkenti Tahran’da, on yedi yaşındaki Paşa 1973 yazını en iyi arkadaşı Ahmed’le birlikte evinin damında geçirir. Gelecekleri üzerinde konuşur, hayat hakkında yakıcı sorular sorarlarken, bıçak gibi keskin sırlarla ve kabullenilmesi zor gerçeklerle yüzleşirler. Paşa’yı, İran’ın devrime yaklaşılan döneminde, Şah’ın zalimliğiyle yankılanan sokaklarda, çocukluktan yetişkinliğe geçişin, büyümenin sancıları beklemektedir. Şimdi damlar daha karanlık, ama yıldızlar daha parlaktır. Etkileyici ve duygusal olarak güçlü olan bu romanda, Mahbod Seraji hepimizin ortak paylaştığı insani deneyimleri, yani gülümsemeleri, gözyaşlarını, aşkı, korkuyu ve her şeyden öte umudu zihinlere ustalıkla işlerken, aynı zamanda eski Fars kültürünün içinde ateşlenen güzellik ve zalimliği gözler önüne seriyor. “Tahran’ın Damları birçok güzel hatırayı gözyaşları ve sevimli gülümsemeler içinde harekete geçiriyor; damlarda yıldızlı geceler; uzun, kayıp aşklar; Pehlevi rejiminin absürd aşırılıkları ve adaletsizliği içinde yoğun ve tutku dolu bir öfke.” Nahid Mozaffari “Bu büyüleyici romanda, Mahbod Seraji zalim Şah’ın son günlerinde yeşeren gizli bir aşkın hikâyesine espri ve insanlık katıyor. İran’daki devrimin arka planında, Paşa ve Zari’nin öyküsü en baskıcı zamanlarda bile gençler arasında alevlenen aşk ve umudun güzel bir işareti. Seraji muhteşem bir yetenek.” -Sandra Dallas “Böylesi canlı ve etkileyici bir anlatımla karşı karşıya kalmak ne büyük bir zevk. Bir şairin sesi ile, Seraji evrensel bir aşk, kayıp ve umudun öyküsünü anlatıyor. Her şeyden önemlisi işte bu umut, son sayfa bittikten sonra bile kalacak. Tanrıya şükür Seraji gibi bir yazar var ve dünyalarımız ne kadar ayrı olursa olsun, yüreklerimizdeki insanlık noktasında hepimizin bir olduğunu gösteriyor, Seraji.” William Kent Krueger
  • Mahbod Seraji
    metin - Türkçe
    2 Ayrım
    1,95 MB
    Eser Türü: Kitap
    TAHRAN'DA DEVRİMİN ARİFESİNDE BÜYÜYEN, UNUTAMAYACAĞINIZ BİR AŞK İran'ın başkenti Tahran'da, on yedi yaşındaki Paşa 1973 yazını en iyi arkadaşı Ahmed'le birlikte evinin damında geçirir. Gelecekleri üzerinde konuşur, hayat hakkında yakıcı sorular sorarlarken, bıçak gibi keskin sırlarla ve kabullenilmesi zor gerçeklerle yüzleşirler. Paşa'yı, İran'ın devrime yaklaşılan döneminde, Şah'ın zalimliğiyle yankılanan sokaklarda, çocukluktan yetişkinliğe geçişin, büyümenin sancıları beklemektedir. Şimdi damlar daha karanlık, ama yıldızlar daha parlaktır. Etkileyici ve duygusal olarak güçlü olan bu romanda, Mahbod Seraji hepimizin ortak paylaştığı insani deneyimleri, yani gülümsemeleri, gözyaşlarını, aşkı, korkuyu ve her şeyden öte umudu zihinlere ustalıkla işlerken, aynı zamanda eski Fars kültürünün içinde ateşlenen güzellik ve zalimliği gözler önüne seriyor. "Tahran'ın Damları birçok güzel hatırayı gözyaşları ve sevimli gülümsemeler içinde harekete geçiriyor; damlarda yıldızlı geceler; uzun, kayıp aşklar; Pehlevi rejiminin absürd aşırılıkları ve adaletsizliği içinde yoğun ve tutku dolu bir öfke." Nahid Mozaffari "Bu büyüleyici romanda, Mahbod Seraji zalim Şah'ın son günlerinde yeşeren gizli bir aşkın hikâyesine espri ve insanlık katıyor. İran'daki devrimin arka planında, Paşa ve Zari'nin öyküsü en baskıcı zamanlarda bile gençler arasında alevlenen aşk ve umudun güzel bir işareti. Seraji muhteşem bir yetenek." -Sandra Dallas "Böylesi canlı ve etkileyici bir anlatımla karşı karşıya kalmak ne büyük bir zevk. Bir şairin sesi ile, Seraji evrensel bir aşk, kayıp ve umudun öyküsünü anlatıyor. Her şeyden önemlisi işte bu umut, son sayfa bittikten sonra bile kalacak. Tanrıya şükür Seraji gibi bir yazar var ve dünyalarımız ne kadar ayrı olursa olsun, yüreklerimizdeki insanlık noktasında hepimizin bir olduğunu gösteriyor, Seraji." William Kent Krueger
  • Muvaffakuddin İbn Kudame EL-MAKDiSi
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    1,37 MB
    Eser Türü: Kitap
  • İsmet Özel
    metin
    2 Ayrım
    80,52 KB
    Eser Türü: Kitap
  • İsmet Özel
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    118,59 KB
    Eser Türü: Kitap
    Tiyo'nun Yedinci Kitabı Tahrir Vazifeleri'nin gözden geçirilmiş yeni baskısı yapıldı. Kitabının arka kapağında şunlar yazılı... "Konuşurken (kimi zaman da yazarken) muhatabımızın söylediklerimizi anlamış olduğuna sevinebiliriz. Öyle ya, zaten o anlasın diye konuşmuyor muyuz? Yine de sonuç her zaman sevindirici olmayabilir. Karşımızdaki sözlerimizi anladığı için üzülmemiz de mümkün. Belki kötü bir haber verdik. Belki bir haberi kötü verdik. Muhatabımız söylediklerimizi anlamadı diye üzülebiliriz. Tersine, karşımızdakinin ne dediğimizi anlamamış olması sevinmemize yol açabilir. Anlasaydı her ikimiz için de iyi olmayacaktı, diye düşündüğümüz de olur. Bütün bu karmaşıklıklar içinde, sözlere karışan insanlar, insanlara karışan sözler arasında yaşayıp gideriz. Dilbilimciler olan biteni bir düzen çerçevesinde açıklamaya çabalarlar, dil felsefesiyle uğraşanlar meselenin mahiyetini çözümleme girişimindedirler. Ama aramızdaki melek veya melekler amellerimizle niyetlerimiz arasındaki boşluğu doldurur. Hatırlar mıyız hem sağımızda, hem solumuzda oturan; amellerimizi tespit eden iki de melek olduğunu? Çağdaş telaş cevaz verir mi buna? Oysa onlar ne kadar çok karışıyor konuşmalarımıza..."

Sayfalar