Yeniçeri ağası Bekri Mustafa Paşa hiddetle yerinden fırlayarak;
Bre elçi, sen kör müsün? Nerede ve kimin huzurunda bulunduğunu görüp anlamıyor musun? Burası Sadrazam Odası!
Kanat kuşta, kırıcı pençe aslanda bulunduğu gibi şeref dediğin nesne de güçlü olanlarda bulunur. Senin Çaşar dediğinin cürmü nedir ki, gücü olsun, şerefi bulunsun! Aklını başına devşir de devletlü vezirin eteğine düş...
Viyana kuşatmalarından bir Viyana kuşatması. Padişah, “Bu iş böyle olmaz,” diyor. Viyana şehrinin ruhunu çağırmaya karar veriyor.
Fakat nerede bir hata yaptıysa, önceki Viyana kuşatmalarının ruhu geliyor.
Süreyyya Evren 1972’de İstanbul’da doğabilirdi, doğdu. Roman yazabilirdi sonra, yazdı.
İbrani edebiyatının önde gelen isimlerinden David Vogel'den ondokuzuncu yüzyılın kuvvetli romantizmi ile yirminci yüzyılın ilk yarısının umutsuz varoluşçuluğunu birbirine bağlayan köprüde, ateşli bir mizaca sahip, gösterişsiz ve doğrudan diliyle heyecan dolu bir psikolojik roman: Viyana'da Aşk.
Sanat restoratörü ve casus Gabriel Allon eski bir arkadaşını komaya sokan bir bombalama olayının ardındaki sır perdesini aralamak üzere Viyana'ya gönderilir. Ancak orada karşılaşacağı gerçekler onu geçmişe götürecek ve unutulmaya yüz tutmuş bir tablonun gerçekliğini ve vahşetini kavramasına neden olacaktır. Olaylardaki kilit adamın uzun yıllar önce annesinin resmettiği kişi olduğunu anlayınca dehşete kapılan Allon, acilen doğruların, tarihin, bağlantıların peşine düşer. Viyana'dan Venedik'e, Roma'dan Kudüs'e, Arjantin'den Polonya'ya kadar uzanan olaylar kurgusu sonucunda Gabriel Allon aradığı gerçeklere ulaşıp, görevini tamamlayabilecek midir?
Bu kitap, meslektaşları arasında Ruşen, gençler ve öğrenciler için Ruşen ağabey ya da Ruşen hoca olarak bilinen
bir müzik işçisinin, dünyanın en tanınmış toplulukları ile bir orkestracı, oda müzikçi ve solist olarak, bir lobi ve
maddi destek menajerlik şirketi pazarlaması ürünü olmaksızın, hiçbir kendini satma çabası içine girmeksizin, en
doğal ve dürüst haliyle yaşamını müzik yapmaya adamış Ruşen Güneş’in elinde viyolası ile yola düşüşünün kısa
hikâyesidir.
Kuşağının en önemli kemancılarından biri olarak kabul edilen Orhan Ahıskal bugüne kadar bir solist ve oda
müzikçi olarak dört kıtada 400’den fazla konser ve resital verdi. Toplumsal bir sorumluluk anlayışı ile başlattığı
ve sanatsal / eğitsel bir proje olan “Düştüm Yola” Projesi çerçevesinde Türk bestecilerinin ender çalınan
eserlerini seslendiren; yeni eserlerin yazılmasını bunları çalarak teşvik eden Prof.Dr.M.Orhan Ahıskal konser
etkinliklerinin yanı sıra her yaştan ve düzeyden öğrencilerle yaptığı atölye / ustalık çalışmaları; ve çok sayıda
müzik ve tarih konulu sunumu ile toplumun her kesiminden insanlarımıza ulaşmayı amaçlamaktadır.
1974 yılında başında Van'ın Gevaş ilçesine televizyon gelmesini anlatıyor. Bunu duyan ahali televizyonun ne olduğu hakkında bir bilgileri yok ve nasıl bir şey olduğunu çok merak ediyorlar. Herşeyin en son ulaştığı bir şehirdir. TRT tarafından oraya sürgün gönderilen memurlar alıcıyı kurmadan geri dönerler. Belediye Başkanı Nazmi bu işin üstesinden gelmek için şehrin delisi olarak bilinen Emin'den yardım alır. Emin aslında deli olmayan, teknolojik aletlere ilgisi olan ve bütün radyoları tamir eden ilginç bir yaşantıya sahip olan bir karakterdir. TRT görevlilerinin tarif ettiği gibi yüksek yerlerde vericiyi kurarlar. Ama bir türlü televizyonu çalıştıramaz. Sonunda tesadüf eseri son yaşadıkları hüsrandan sonra televizyonu çalıştırırlar. Fakat Sıti Ana oğlunun şehit düştüğünü televizyondan öğrenince tüm hırsını o televizyondan alır.
İlk filmde yaşanan olayların ardından altı sene geçmiştir. Ülke 1980’lerin politik kargaşasıyla yüzleşirken siyasetin uzağında kalan, apolitik bir köy, olanlardan haberdar değildir. Batıdan sürülen bir öğretmen köye gelirken, beraberinde de farklı politik ideolojileri getirecektir. Öğretmenin kızı olan Tuba ise, Emin’in duygusal dünyasını titreştirecektir. Televizyonun getirilerini zorlukla sindirebilen bir köy, kendisine yabancı olan farklı düşünsel dünyaları da kabullenebilecek midir? Yılmaz Erdoğan’ın çok izlenen ilk filmden sonra çevirdiği Vizontele Tuuba, ana kadroyu muhafaza ederek ilk filmin ulaştığı başarının bir benzerine ulaşmayı başarıyor.
'Duyduğun hiçbir şeye güvenme'
1431 kışında, Transilvanya Prensi'nin bir oğlu oldu.
Babası ona 'Vlad' adını verdi.
Halkı onu 'Ejderha'nın Oğlu' olarak bildi.
Düşmanları onu 'Tepes' yani 'Kazıklı' diye andı.
O, bir ulusun kahramanı oldu.
Bizse onu Drakula olarak tanıyoruz.
Vlad: Son İtiraf, Bram Stoker'ın yarattığı mitin ardındaki gerçek adamın romanı. Bir prensin, bir savaşçının, aşığın, işkencecinin, ayakta kalanın,
nihayetinde bir kahramanın hikâyesi…