Konusu:
Osmanlinin son dönem aydınları daima ilgimi çekmiş, beni heyecanlandırmıştır. O ateş parçası insanların, hayatları ile günümüz insanlarına söyleyecekleri çok şeyler vardır; ama, birincisi, inanmışlıkları ve inançları uğruna rahatlarını hatta hayatlarını pervasızca verebilişleri; yani, ülkücülükleri.
Eğer bir nesil, bir imparatorluğu kurtarmaya yetseydi, o mübarek nesil birden fazlasını omuzlayabilir di. Ama, tarihin kanunu bu değildir ve onlar sönen kibritin son alevi idiler ve o kadar parlak ve coşkun, tarihin içinden aktılar. Yürekleri büyük insanlardı, hayalleri kadar, fedakârlıkları da gerçekleri aşıyordu. Ama, gerçeğe temas ettikleri noktada? ferdî yahut toplumsal bir harika yükseliyordu. İşte Cumhuriyet, işte Türkistan millî mücadeleleri, işte Teşkilat-ı Mahsusa ve sayısız, isimsiz kahramanlar... Çanakkale'den, Galiçya'ya, Medine'den Kudüs'e, Sakarya'dan Tanrı Dağları'na kadar her yerde oldular; Yemen'de kırıldılar, Sarıkamış'ta dondular, Irak cephesinde tifodan, tifüsten öldüler ve hep dimdik yürüdüler. Onların bize bıraktıkları, Cumhuriyet kadar değerli bu tavır, bu üslûptur. Onlar bir hilal uğruna batan güneşlerdi; bizim dedelerimizdi.